Cumartesi, 09 Aralık 2017 20:52

Köyümüz Hakkındaki Araştırmalar

Fatma Bacı ve Bacıyân-ı Rum

(Anadolu Bacılar Teşkilatı)

Prof dr. Mikâil BAYRAM

2008

 

Bugün Konya'nın 40 km. kadar kuzeyinde Başara adlı bir köy vardır ve bu köyde menşei tarihin derinliklerine uzanan ve belli bir desen ve motif üzerinde dokunan halılar günümüze kadar devam etmiştir. Bu halılar dokundukları köye izafeten "Başara Halısı" diye bilinirler. Bu koy adını Ahi Başara'dan almıştır. Ahi Başara ise Ahi Türk'ün kardeşi yani Mevlana'nın dostu Hüsameddin Çelebi'nin amcasıdır. Ahi şecere-namelerinde adı geçer. Eflaki’de, Menakıb'ül-Arifininde ondan bahsetmiştir. Önceleri Konya'da yaşıyorken daha sonra Moğolların zulmünden kaçarak bu köye yerleşmiştir. Bacıların Ahilerle ilgisi göz önünde bulundurulursa Başara halılarının bu köye yerleşen Ahilerin kız ve hanımlarına yani Bacı Teşkilatı üyelerine dayandığı söylenebilir. Anadolu'nun muhtelif yörelerinde tanınan halı modellerinin menşeine bu metotla yaklaşılabileceği inancımızı da burada belirtmiş olalım.

 

Gene Konya’nın 20 Km. kuzey istikametinde Ulumuhsine ve Kicimuhsine adlarında yan yana iki köy var. Bu köylerin Selçuklular zamanına uzanan bir geçmişi var. Bu iki köyde de, bu iki köye has halı ve cicim model ve motifleri meşhurdur. Bilindiği gibi Muhsine kadın ismidir. Bu iki köyde dokunan halı ve Cicimlerin menşei de bu köylere adlarını veren Ulu Muhsine ve Kiçi Muhsine adlı Bacılara dayanmaktadır. Nitekim bu köyün halkı Kiçi Muhsine ve Ulu Muhsine'nin iki kardeş olduklarına düşmandan kaçıp bu köylerdeki mağaralara saklandıklarına ve bu iki köyün adı geçen iki kardeş tarafından kurulduğuna inanmaktadırlar. Bu düşman da şüphesiz Moğol iktidarı olmalıdır. Bu iki köyde dokunan halı ve cicimlerin üzerinde araştırma yapan Belkıs Acar Hanım da Kiçimuhsine köyünde dokunan halı ve kilimlerin bir menşe'e dayandığına inanmakta, bir tarikat lideri tarafından bu halı ve cicim modellerinin buraya getirilmiş olabileceği ihtimali üzerinde durmaktadır ki, doğru bir tahmin yürüttüğü söylenebilir.

 

XVI . yüzyı

Koy isimleri üzerinde yapılan inceleme de köylerin oluşumu hakkında bilgi vermektedir. Bölgede her ne kadar Türk devri öncesine ait yerleşim kalıntıları bulunsa da Türkiye Selçuklularının bölgeyi iskan ettikleri dönemlerde bölgedeki köyler eski sakinleri tarafından terk edilmiş olmalı. Osmanlıya devr eden

köylerin neredeyse tamamı Türkçe isimli köylerdir.

 

Tablo 1: Kadim Köyler ve Türk Devri Köyleri (1500-1583)

 

Sudiremi Nahiyesinde sadece bir zaviyeye rastlanmıştır (Başara köyünde Şeyh İsrail Zaviyesi). Bunda bölgenin dağlık ve Konya gibi büyük bir şehre yakınlığı etkili olmuş olabilir. Fakat daha doğru olanı galiba bölgenin Selçuklu hükümdarları tarafından iskan edilmesiyle ilgili olmalıdır. Yukarıda da değinildiği üzere Bizans Devletinin son asırlarında, bilhassa Türk göçleri esnasında, iskan politikalarında gevşemeler olmuş, kırsal kesimde yaşayan ve ziraatçilik yapan Hıristiyan halkın büyük ekseriyeti köylerini terk ederek şehirlere göçmüş olduğundan onlardan boşalan alanlara veya civarlarına yeni gelen Türk aşiretleri yerleştirilmiştir.

Bölgedeki yeni koy isimleri bunu doğrular niteliktedir. Belirtildiği gibi koy isimlerinin ağırlıklı olarak Türkçe olması, bunlar arasında şahıs isimlerine rastlanması aşiret yerleşmelerini çağrıştırmaktadır.

 

 

 

Tablo 2: İskan-Vakıf İlişkisi (1500)

Demografi

Bölge nüfusu, öncelikle dini aidiyet olmak üzere imtiyaz ya da muafiyet, üreticilik gibi farklı acılardan ele alınıp, değerlendirilebilir.

Dini aidiyet acısından ele alındığında Sudiremi Nahiyesi, Konya Kazası’na bağlı diğer nahiyelerden tamamen farklı bir durum arz etmektedir. Diğer nahiyelerin hepsinde Hıristiyanların yoğun şekilde veya az sayıda yaşadığı köyler varken, Sudiremi Nahiyesi köylerinin tamamında bütün asır boyunca sadece Müslümanlar yaşamaktadır. Hıristiyan nüfusun yaşadığı tek koy Sille’dir. Yukarıda da belirtildiği üzere Sille, XVI. yüzyılda Sudiremi Nahiyesine bağlı değildir.

 

Tablo 3: Sudiremi Nahiyesinin Nüfusu 1500-1583

Tahmini nüfus hesabı hane x 5 + caba formülü ile yapılmıştır.

Sudiremi Nahiyesi köylerinden Bulamas, Çukurçimen ve Enbelus (?) 1583 tahririnde yer almaz. Bunlardan Enbelus çok küçük bir köy olduğundan halkı dağılıp hali kalmış olmalıdır. Fakat diğer iki köy büyük köylerdendir, dağılmasından ziyade bir başka nahiyeye bağlandıklarını öngörmek gerekir. Malas ilk iki dönemde hiç yokken 1539’da nüfusu olan bir mezra, 1583’de de köy konumundadır. Munayim ise sadece 1583 tahririnde yer alan bir köydür. Öncesinde mezra durumundadır.

Nahiyenin en büyük, bir başka deyişle en kalabalık, köyleri Başara, Bulamas, Salahaddin, Bağlukutlu, Bilacik, Saraycık, Celtek’tir. Bu özelliklerini bütün asır boyunca korumuşlardır.

 

Demografik acıdan üzerinde durulması gereken önemli bir husus da muaflardır. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti’nde üç temel vergi vardır. Bunlar Şer’i vergiler, Örfi vergiler ve Avarız vergisidir. Her birinin alt kademesi denilebilecek birçok çeşidi vardır. Devlet halka vergi yüklerken çeşitli esasları göz önünde bulundurmaktadır. Herkesi aynı şekilde vergilendirmediği gibi bazı hallerde, önceden bilinen veya bazı şeylerin gerçekleşmesine bağlı olarak vergi muafiyetleri de sağlamaktadır. Osmanlı Devleti için muafiyetin ilk kademesi avarız vergisidir. Duruma göre ikinci kademe olarak örfi vergilerden ve son aşama olarak öşürden de muafiyet tanıyabilir. Muafiyetten yararlandırılanlar da oldukça çeşitlidir. Devlet hizmetinde olan ve askeri olarak tanımlanan devlet görevlileri dışında reaya statüsünde olanların muaf olabilmeleri ancak belirli şartlarda mümkün olabilmektedir. Yaşlılık, sakatlık, sürekli hastalık, amalık gibi bedeni kusurlar, imam, şeyh, zaviyedar, seyyid, suleha gibi halk önderi konumunda bulunan saygınlık taşıyan insanlar ve kamu yararına olacak hizmetlerde bulunanlar ki mesela köprü yapmak, yol açmak gibi ilk akla gelen muaflardır. Şüphesiz muafiyet sebepleri ve muaflar tek tek ele alınıp ayrıntılı şekilde değerlendirilebilir fakat bu çalışmanın amacı dışında olduğundan bu kadarıyla yetinilmiştir. XVI. yüzyıl için Sudiremi Nahiyesi köylerindeki muaflar tespit edilirken bedeni noksanlıklara veya yaşlılığa bağlı muaflar ile halk acısından önemli konumda olan ve bir bakıma gönüllü olarak halkın eğitimini üstlenmiş olduklarını söyleyebileceğimiz imam, şeyh, derviş gibi unsurlar dikkate alınmıştır. XVI. yüzyıl boyunca Sudiremi Nahiyesi’ne bağlı köylerin sayısı neredeyse hiç değişmemiştir. Dönemlere göre bazı köyler boşalıp hali olurken, bazı mezralar köyleşerek onların yerini almıştır. Bu yüzden yüzyıl boyunca nahiyenin koy sayısı hep 19-20 olarak tespit edilmiştir. Aşağıdaki tabloda yıllara göre muafların sayısı verilmiştir. Burada dikkati çeken husus her köyde imam olmayışıdır. İmam sayısının en fazla olduğu dönem Yavuz Sultan Selim dönemidir; bu dönemde 20 koyun 16’sında imam bulunmaktadır. Asrın başında yani II. Bayezid döneminde 15, asrın sonunda (III. Murad devri) 13 imam vardır.

İmam sayısının en az olduğu dönem ise Kanuni Sultan Süleyman dönemidir. Bu dönemde sadece 5 imam tespit edilebilmiştir. Sıkça görülen bir diğer muaf gurubu da aşırı yaşlılık (pir-i fani) ve bedeni özrü bulunanlardır. Osmanlı Devleti insanları kaydederken vergi esasına göre kaydettiği için muafiyette de vergilendiremeyeceği insanları muaf tutmuştur. Bu gurup içerisinde en sık rastlanılan muafiyet pir-i fanilerdir. Yani üretim yapamayacak cağa gelmiş yaşlı erkekler. Pir-i fanilerin en çok görüldüğü dönem 18 kişi ile II. Bayezid dönemi, en az görüldüğü donem ise 1 kişi ile Kanuni dönemidir.

Yavuz Selim zamanında 4, III. Murad zamanında ise 7 pir-i fani kaydedilmiştir. Bedeni ozurluler genellikle a’ma, ma’lul, kut gibi isimlerle kaydedilirler.

Bu gurubun dönemlere dağılımı da pir-i fanilerle benzerlik göstermektedir. 1500’de 13, 1518’de 4, (1539’da yok) ve 1583’de 3 kişi.

Tablo 4: XVI. Yüzyılda Sudiremi Nahiyesi’nde Muaflar

Sonuç olarak şunları söylemek mümkündür: Sudiremi bölgesi Türk devri öncesinde de iskan izleri taşısa da ağırlıklı olarak Türkiye Selçukluları zamanında Türk aşiretleri ile iskan edilmiş olan Konya Kazasının en dağlık bölgesini oluşturmaktadır. Bu yüzden bölge nüfusunun tamamını Müslümanlar oluşturmaktadır.

XVI. yüzyıl boyunca hiçbir köyde Hıristiyan nüfus yoktur. Bölge nüfusu asrın başı ile sonu arasında artış yönünde bir farklılaşma gösterse de koy sayısı değişmemiş ve köylerde yaşayan nüfus da asrın ortalarına kadar hep durağan bir görüntü çizmiştir.

Harita 2: Sudiremi Nahiyesi Yerleşim Yerleri (1500-1583)

 

 Bu haritada isimlerin yanındaki soru işareti olan yerler günümüzde bulunmayan yerleşim yerleridir. Tahminen Devletşah diye gösterilen yer bizim Doğlaşa diye bildiğimiz yer, Dilgömü ise Dilkimi olabilir.

 

Konya Merkezindeki Vakıflar


1- Mevlânâ Celaleddin Vakfı: Defterdeki ilk vakıf Mevlânâ’nın câmii ve türbesine aittir. Mutasarrıfı Mehmed Çelebi olup, bölgenin en fazla gelire sahip ikinci büyük vakfıdır. Yıllık toplam geliri 48.175 akçedir. Bunun 2.173 akçesi mütevellisine meşruttur. Gelir kalemleri şunlardır: Mescidlisalur, Ağaçlıafşar, Lobna (?), Keniseini, Kavak, Kayıöyüğü, Boyalı, Aydoğdu, Kiçimuhsine, Halilhacı, Kirbat, Başara, Filoros, Aymanos, Karaarslan, Monos, Yalman, Saraycuk,
Yendiğin ve Çavuş köyleri ile Ak-saray’a bağlı Mussibler, Taşpınar ve Salur; Hatunsaray’a bağlı Dolşah; Konya’ya bağlı Balıklağu, Hargele ve Karaciğan; Vilayet-i Said’e bağlı Tekürsatan mezraalarıyla yirmi yedi parça çeşitli yerlerdeki zeminden elde edilen öşür ve örfi ye gelirleri olup, toplamı 32.472 akçedir. Ayrıca iki hamamdan 3.053 akçe, yirmi dükkândan 712 akçe, yirmi altı bağdan 1.230 akçe, üç değirmenden 450 akçe, iki haneden 200 akçe, bir bostandan 1.500 akçe, nezir ve kurbandan 7.000 akçe, balık avcılarından 100 akçe, resm-i ağnam ve resm-i arusdan 1.000 akçe, mukataadan 458 akçedir (Vrk. 1b-4a).

Bu araştırmada gösteriyor ki köyümüz Mevlana Celaleddin Vakfı'na öşür ve örfi vergi vermektedir.

 

Konya'nın Fi Tarihi - 33

Mehmet GÜNDOĞDU

BEŞARE BEY KİMDİR?

Beşare Bey kimdir? Necidir? Bu soruların yanıtını tarihi belgelere dayanarak sayın Hasan Özönder veriyor. Saygıdeğer Hasan Özönder’in yazdığı ve 6.6.1998 tarihli Yeni Meram-Kırkambar sayfasında yayımladığım “Konya’nın Bir kültür Hazinesi: Başarakavak” başlıklı makalesinden yaptığım alıntılarla tarihi eşelemeyi sürdürüyorum.

“… Başara adını Beşare Bey’den almış. Beşare Bey, Selçuklu hükümdarı İzzettin Keykavus’un “Emir-i Ahur”u. En yakın adamlarından biri. Sır dostu. Görevi; sultanın, sarayın seçkin atlarını yetiştirmek. Bu, o zaman için sarayda çok önemli ve seçkin bir görev. Zeyneddin Beşare’de bu görevin en üst yetkilisi.

Konya başkent. Yabancı temsilciler, elçiler gelip gidiyor. Daha doğrusu sık sık geliyorlar, ama hemen gitmiyorlar. Bazı işleri bahane ederek başkent Konya’da birkaç gün daha kalmanın yollarını arıyorlardı. Maksat, acaba saraydan kendilerine o nadide atlardan biri armağan edilir mi diye. O yılların en seçkin, dünyada ünlü atları Konya’da yetiştiriliyor.

Beşara Bey, bu nadide atların en iyi şekilde yetiştirilebileceği yerler için Konya çevresini, tabiri caizse karış karış araştırmış. Yükseklik, hava, su, arazi gibi aranan vasıfları en iyi şekilde bugünkü Başarakavak’ın o zamanlar pek sakin olan arazisinde bulmuş. Çevrede az miktarda Hıristiyan halk var, iki de manastır. Derbent taraflarına uzanan bir de yol var. Her taraf yemyeşil, sulak mı sulak. Ama ıssız ve sakin. Göz alabildiğine yeşillik… Emir Beşare Bey burayı görünce, hemen karar veriyor. At tablalarını, çiftlik ve ahırlarını buraya yapıyor. Kararında ne kadar isabetli olduğu da, kısa bir süre sonra anlaşılıyor. Dünyanın en güzel, en dayanıklı, en hızlı, en seçkin ve aranan atlarını burada yetiştirip hükümdara saray erkanını armağan ediyor, ordunun süvari birliklerinin emrine teslim ediliyor.

Başarakavak bununla da kalmıyor. Bölgenin en ünlü ciritçileri buradan yetişiyor. Ardından haftalarca söz edilen meşhur cirit oyunları burada düzenleniyor.

Cirit yarışmalarına yöreden ünlü ciritçiler davet ediliyor. Kiçimuhsine’den, ulumuhsine’den, hele hele Bulamas’tan gelenlerin gösterileri günlerce hayranlıkla yâdediliyor, tâ Selçuklu’dan günümüze dek…

Not: Bu yazıdan da anlaşılacağı gibi köyümüzde cirit oynanmış ve bu gösteriler Konya Merkezde yapılmıştır.

 

T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH ANABİLİM DALI
YENİÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI
1 NUMARALI KONYA ŞER’İYE SİCİLİ
(970–1019 / 1563–1610)

HAZIRLAYAN
Leyla ÖZPOLAT

 

42-16 Yûsuf bin Hızır’ın Nikâhı
Karye-i Kiçimuhsine’den Fâtıma bint-i Burak vekîli Resûl bin Kara Mahmûd şâhidân Hasan bin Âhî ve Mustafâ bin Velî güveği Yûsuf bin Hızır vekîli Hızır bin İlyâs şâhidân Hızır (bin) Burak ve ‘Alî bin Esbak(?) mehr-i mü’eccel ikibin akça olup ‘akd olundu.

Okunma 234 defa Son Düzenlenme Cuma, 15 Aralık 2017 12:40